27 Ocak 2012 Cuma
Vefa Nedir Bilir misin?
Vefâ arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır. Vefâ; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır. Vefâ; ötelerin sonsuz mükafatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır.."
Hazreti Mevlâna Celaleddin Rûmî
16 Ocak 2012 Pazartesi
Firar
" Madem ki Yeminimiz var, Madem Aşk Mukadder; İşte geldim bilmesinler, Yarına kadar... "
Ey Sevgili.. Giden vapurların arkasından bakarken ben, sen ağlarmıydın? Ağlar da, Cebinden çıkarmadığın menidilini ıslatırmıydın tuzlu gözyaşlarıla ? Vapur ilerlerken, ve bitmeye yakınken yollar, sen sızlanırmıydın arkasından iskeleye uçan martıların ?
Neler neler yazdım, neler neler sildim... " gel diyor; geç olmadan gel... " Bak hep ben istedim.. Hep ben ağladım, yıprandım, Öp diye hep ben yalvardım... İşte Ey sevgili.. işte yine " Son vapur " gitti... " Sakla beni, sabaha kadar.. "
14 Ocak 2012 Cumartesi
Bir Varmış, Bir Yokmuş
13 Ocak 2012 Cuma
Böylemi Olmalı Solmalı Sevgililer.
Sarsam seni kollarımdan bir gün alırlar.
Sevsem seni doyasıya yıpratırlar.
Bir sürü kuru gürültü parçalar sevgimizi ey kader.
Böyle mi olmalı solmalı sevgililer?
Sabretmenin Son Tesbih Taşında Yüreğim..
Sabretmenin son Tesbih taşında yüreğim.. Doksan dokuzuncu taşı elimde sabrın... Korkuyorum o bittiğinde bende bitmiş olacak tahammül.. Yine de son taşıdır sabrın dayandırır beni bir vakit daha bilinmeye.. Sonrası... Bilmiyorum sonrasında içimdeki boşluğun yerini neyi eklerim elimdeki Tesbih’in yerine neyi koyarım bilmiyorum.... Sabrediyorum işte.. Hem de her şeye... Son taşı sıkıca tutuyorum parmaklarımın arasında. Kayıp gidecek her şeye hazırlıklı olsun istiyorum yüreğim. Olmuyor, bir insan kendini ne kadar hazırlayabilir bir bilinmeyene... Düşünmek istemiyorum.. Şimdi yapabildiğimce sabırlı olmak istiyorum. Son taşını elimden düşürmemek için sabrın.. Gayret ediyorum sınırsız bir infilak yaşıyor içim. Sanki birazdan patlayacak kederinden ve son taşta düşecek ellerimden.. Düşmesin gücüm yettiği kadar bende kal bilinmezliğim.. Gücüm yettiği kadar ve bende kalabildiğin kadar kal sabrım..
Öylemi Gerçekten?
Onu Sahiden Seviyorsun Demektir...
Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak
Her Şey Yapılabilir
Bir Beyaz Kağıtla
Uçak, Örneğin Uçurtma, Mesela
Altına Konabilir
Bir Ayağı Ötekilerden Kısa Olduğu İçin
Sallanan Bir Masanın
Veya Şiir Yazılabilir
Süresi Ötekilerden Kısa
Bir Ömür Üzerine.
Bir Beyaz Kağıda
Her Şey Yazılabilir
Senin Dışında
Güzelliğine Benzetme Bulmak Zor
Sen En İyisi Sana Benzemeye Çalışan
Her Şeyden
Bir Gülden, Bir İlk, Bir Sonbahardan Sor
Belki Tabiattadır Çaresi
Senin Bir Çiçeğe Bu Kadar Benzemenin
Ve Benim
Bilinci Nasırlı Bir Bahçıvan Çaresizliğim
Anlarım Bitkiden Filan
Ama Anlatamam
Toprağın Güneşle Konuşmasını
Sana Çok Benzeyen Bir Çiçek Yoluyla.
Sen Bana Işık Ver Yeter
Bende Filiz Çok
Köklerim İçimde Gizli
Gelen Giden, Açan Soran, Bere Budak Yok
Bir Şiir İstersin,
"İçinde Benzetmeler Olan"
Kusura Bakma Sevgilim
Heybemde Sana Benzeyecek Kadar
Güzel Bir Şey Yok.
Uzun Bir Yoldan Gelen
Tedariksiz Katıksız Bir Yolcuyum
Yaralı Yarasız Sevdalardan Geçtim
Koynumda Bir Beyaz Kağıt Boşluğu
Her Şeyi Anlattım
Olan, Olmayan, Acıtan, Sancıtan
Bilsem Ki Sana Varmak İçindi
Bütün Mola Sancıları
Bütün Stabilize Arkadaşlıklar
Daha Hızlı Koşardım
Severadım Gelirdim
Gözlerinin Mercan Maviliğine
Sana Bakmak
Suya Bakmaktır
Sana Bakmak
Bir Mucizeyi Anlamaktır
Sana Sola Bakmadan Yürüdüğüm Yollar Tanıktır
Aşk Sorgusunda Şahanem
Yalnız Kelepçeler Sanıktır
Ne Yazsam Olmuyor
Çünkü Bilenler Hatırlar
Hem Yapılmış, Hem Yapma Çiçek Satanlar
Bahçıvan Değil Tüccarlardır
Sen Öyle Göz
Sen Öyle Toprak Ve Güneş Ortaklığı
Sen Teninde Cennet Kayganlığı İken
Sana Şiir Yazmak Ahmaklıktır.
Bir Tek Söz Kalır
Dişlerimin Arasından
Ben Sana Gülüm Derim
Gülün Ömrü Uzamaya Başlar
Verdiğim Bütün Sözler
Sende Kalsın İsterim
Ben Sana Gülüm Derim
Gül Sana Benzediği İçin Ölümsüz
Yazdığım Bütün Şiirler
Sana Başlayan Bir Kitap İçin Önsöz.
Sana Bakmak
Bir Beyaz Kağıda Bakmaktır
Her Şey Olmaya Hazır
Sana Bakmak
Suya Bakmaktır
Gördüğün Suretten Utanmak
Sana Bakmak
Bütün Rastlantıları Reddedip
Bir Mucizeyi Anlamaktır
Sana Bakmak
Allah'a İnanmaktır. .
YILMAZ ERDOĞAN
11 Ekim 2011 Salı
9 Ağustos 2011 Salı
Artık Rüya Görmekten Vazgeçip, "Rüya" Olmayı Beklersin...
dokunmasınlar diye inadına baharlar büyütürmüşsün....
ama ya söndürürlerse....
ya bağrından baharları...
sevgiye dair ne varsa söküp alırlarsa....
işte o zaman hayat söylenecek son sözü söylermiş....
'aşk bir rüyadan ibaret çocuk, senin kendince büyüttüğün rüyalardan..aslında sahibinin hep sen olduğu rüyalardan..uyumadığın, ama uyanmakta istemediğin rüyalardan....sen rüyanın kahramanını umursamazsın aslında...kim olduğu, ne olduğu, nasıl olduğu,nasıl konuştuğu,nasıl oturduğu önemli değil!...senin sevgin; aslında içindeki senden varolan, senin yüreğinin büyüklüğüyle ölçülür....kahramanın bir çöpçüde olabilir dilenci de, bir prenste, prenseste....önemli olan senin onu nasıl gördüğündür...hakedip haketmediğine de bakmazsın..aşk bu ya!..ee bu da senin yüreğinin büyüklüğüdür...sadece 'sev' dersin....'sev!' oda sever....ve sen gerçeğe uyanana kadar o rüyalara büyürsün..ve karşındakini de büyütürsün..en acısı belki o bile ne kadar büyük olduğunu bilmiyordur..belki o senin ona yakıştırdığın hiçbir sıfatı aslında kendinde taşımıyordur..belki o bile hala nerede durduğunu farketmiyordur...yani aslında o bile, sende ne anlam uyandırdığını hala bilmiyordur..ve bil ki...hiç birzaman öğrenemeyecektir...öğrenmesi için senin gözünden kendini görmelidir...ve asla göremez...göremeyecektir....yani gerçeğinden bağımsız bir sevgidir her zaman yaşadığın....aslında hiçbir şarkı sizin değildir!..'sen'indir...aslında okuduğun hiçbir şiiri o yazamıştır sana...ama o yazmış gibi okursun..hatta ağlarsın....aslında hiç bir filme 'siz' ağlamamışsınızdır..sadece 'sen' ağlamışsındır...gezdiğiniz sahil kenarları da belki o kadar güzel değildi....belkide sendin onları güzel yapan...yani anlayacağın; sen hep kendinle yaşadın aşkını...aslında o bile nerede, kimde, nasıl olduğunun farkında değildi ki.....ve işte en acı an gelir çocuk....'hadi' uyanma vakti!' denilir sana...'onca büyüttüğün rüyalarını al!...senden birşey bırakma...zaten yalandı herşey..rüyaydı..sen kendi kendine yaşamıştın...karşındaki hiç bildiğin gibi değildi!...bırak sevgiyi, aşkı, biz demedikmi sana rüyadan ibaret diye.bir kaç anlık mutluluktu sana bahşedilen...ne sanmıştın?...hayat iki fiil!..yaşa ve öl! herşey iki fiil!..başlar ve biter!..hadi topla ceplerine hatılaraları..haydi çocuk...gerçeğe uyanma vaktidir'....ve hiçbirşeyin ölümsüz olmadığını anlarsın o an ...hayat bu!....tek bildiğin o an zaten yaşamadığındır...öldüğün...öldürüldüğündür...ama yine de gülmek zorundasındır hayata..nefes aldığın müddetçe..yalnız bir şartla...'Bir daha asla böyle sevmeyeceğim!...
işte bu sözle öğrenmeye başlarsın hayatı...
orta karar bir hayat sunulmadı hiç önüme benim.....
ya herşey haddinden fazlaydı....
ya da kocaman bir hiç....
hiçbir zaman orta şeker bir kahveyi tatmayı bilemedi dilim.....
ya çok tatlısı geldi...
ya da gereğinden fazla yandı içim....
işte bu öğretilerin ardından, mazi denen çıkmaza gömülüp gidersin binbir pişmanlıklarla.....ama bilirsin..öğrenirsin..ve büyürsün çekilen acılarınla.....
ve en kötüsü...söylenecek olanlara geç kalmak.....susulacak olanlara erken davranmak olur 'keşke'lerinin ardında.........
önce acılarınla yanıp kül olursun, kimi zaman gelir kendinin içinde, kimi zaman gelir bir başka bedende...acının adresi nereye vuruyorsa..orda boğulup boğulup gidersin...
ve yüreğine vuran her selden sonra....ardında kalan kum tanelerini toplarsın cebine....ve yanmış umutlarını....bir şişeye koyup hepsini....savurursun geldiği yere...yani denize.....o şişe ulaşacağı yere ulaşırmı bilemezsin..ulaşması da artık senin için hiçbirşey ifade etmez!.....sadece aldığın yere teslim edersin...ve yemin edersin bir daha sevmemeye.....beklemekten vazgeçmiş dizlerinle....onun seni gelip bulmasını beklersin bu kez.....ama gelse de eskisi gibi hani denize ilk saldığın gibimi gelir umutlar?.....eskisi gibi cesaretini toplayıp bir daha toplayabilecek gücün varmıdır bu kez her bir kum tanesini?....bir kez daha mı dersin...yinemi?...'yok kalsın!' dersin...ve yemin edersin ikinci kez ölmemeye!...aşkların olmuştur...yaraların.....pişmanlıkların..suskunluk ların..geç kalmışlıkların vardır çünkü artık senin.....ve çökmüş dizlerin....ve ikici kez ölmemek için...ve öğrenirsin çocuk...düşe kalka öğrenirsin..hayat bu ya!...yine kendi kendine öğrenirsin......
ARTIK RÜYA GÖRMEKTEN VAZGEÇİP, 'RÜYA' OLMAYI BEKLERSİN.....
29 Temmuz 2011 Cuma
Gözlerin
Buluşmak seninle bir akşam üstü
Umarsız şarkılar dudağımda bir yarım ezgi
Sığınmak, gözlerine sığınmak bir akşam üstü
Gözlerin bir çığlık, bir yaralı haykırış
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi
Bir orman bir gece kar altındayken
Çocuksu, uçarı koşmak seninle
Elini avcumda bulup yitirmek, yitirmek
Sığınmak, ellerine sığınmak bir gece vakti
Ellerin bir martı, telaşlı ve ürkek
Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken
Bir kenti böylece bırakıp gitmek
İçinde bin kaygı, binbir soruyla
Bitmemiş bir şarkı dudağında bir yarım ezgi
Sığınmak, şarkılara sığınmak bir ömür boyu
Gözlerin bir çığlık, bir yaralı haykırış
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi
Ellerin bir martı, telaşlı ve ürkek
Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken
Zülfü LİVANELİ
21 Temmuz 2011 Perşembe
Aşkın Delisi
Oturduğu yerden usulca kalktı ve yüzünü gökyüzüne döndü. Rüzgar sanki bedenini alıp götürecekmiş gibi esiyordu. Bedeni ise ona inat ayakta durmaya çalışıyormuş gibi hafif sallanarak dimdik ayaktaydı. Gözyaşları gözlerinden hırçınca çıkıyor, yanaklarından hızla süzülüp, yüreğine yavaşça akıyordu. Delip geçiyordu yağmur her yerini. Düşündüğü hatıralar yağmurla bir bir akıp gidiyordu içinden. Bir ara hatıraların birinde düşecekmiş gibi oldu. Eğer güçlü olmasaydı biliyordu ki o anda yere yığılıp kalacak ve bir daha kalkamayacaktı. Ölmek onun için aslında bir şey ifade etmiyordu. Ölse de olurdu, yaşasa da. Ölümü düşünmek için önünde yıllar varken o yaşa şimdiden girmişti…
O zaman neye direniyordu? Ölmeyi istiyorsa neden hala yaşıyordu?
Aslında bizim gibi o da bilmiyordu bu sorunun cevabını. Belki de onu yeniden kazanabilirim umudu içindi, yaşamayı seçmesi. Zor bir ihtimaldi belki de ama herşeye değerdi.
Kimse bilmiyordu içinde kopan fırtınaları, yaralandığını, savunmasız olduğunu. Dayanabilir sanıyorlardı oysa o çoktan yenilmişti. Gözyaşları yağmurla birleşip adeta göl oluşturmuşlardı. Saçlarında sanki bir ayrilik ezgisi dolaşıyordu.
Kimdi?
Neden böyleydi?
Neler yaşamıştı hayatın ve gerçeğin soğukluğunda…
Sevginin güzelliğini çoktan unutmuştu. Çok denemişti ondan sonra ama olmamıştı. Yapamamıştı.
Kimdi onu bu kadar yaralayan?
Yakalanamayan bir yüz mü yoksa bir ses mi?
Ondan gelecek tek bir haber bile yeterdi yaşamasına. Zaten bunun için yaşamıyor muydu?
Tek bir ses her şeyi yapmasına yeterdi.
Gel dese gelir, öl dese ölürdü.
Yağmur bir anda dinince, ilişkilerininde bir anda böyle nedensiz ansızın bitivermesini hatırladı.
Hayatında ilk defa mi seviyordu? Değişik bir sevgiydi onunki. Hem seviyor hem de nefret edebiliyordu. Yüreğinde iki zıt duyguyu aynı insan için besleyebiliyordu. Özlemi giderek artıyordu tıpkı denizin duvara hırçınca çarpması gibi özlemleri de kendisine çarparak büyüyordu. Buna bir türlü engel olamıyordu. Delicesine seviyor, delicesine özlüyor, delicesine kıskanıyor ve delicesine kin duyuyordu. Bitmeyen, yoğun duygulardı onun için. Aylardır tek başına sürdürüyordu içinde bu sevdayı. Aslında o bir ölüyü özlüyor ve seviyordu. Ölüden hiç bir farkı olmayan bir kadına böyle delicesine bağlanabiliyordu. Ölü biriydi çünkü onun ne sesini duyabiliyordu, ne kendisini görebiliyordu ve her şeyden önemlisi bir kalbi yoktu.
Kısa bir süre içinde onu etkilemeyi başarmıştı. Önceleri farketmemişti onu bu kadar çok sevdiğini. Güçlü sanıyordu kendini ama her görüşmelerinde yanan bir mum gibi eriyordu yavaş yavaş. Sonuna kadar yanacağını düşünürken bir rüzgarla söne vermişti mum. Çoktan sönmüştü de nedense dumanı hala daha sürüyordu. Ona yenilmişti ve ona karşı çok zayıftı. Karanlık çoktan çökmüştü ama o hala daha aynı yerdeydi. Bu akşam dolunay vardı gökyüzünde ve yıldızlar her zamankinden daha parlaktı. Oysa o bu güzellikleri göremeyecek kadar yastaydı. Bazen boşversede bu sevgiyi, özlem nöbetleri dinmek bilmiyordu. Birden haykırmaya başladı :
“NEDEEEENNN?”
Durmak bilmiyordu defalarca haykırdı en sonunda yoruldu ve yere çöküp ağlamaya başladı. Hıçkıra hıçkıra, gözyaşlarına engel olamıyordu. Birden sıcak bir el dokundu omzuna. O sandı birden ve aniden döndü ama o değildi.
“Lütfen artık içeri girin”dedi.
Ayağa kalktı ve yavaş yavaş yürümeye başladılar içeriye doğru.
Geride sadece deniz köpüklü, kollarını iki yana açmış, gel bana dercesine bir kadın resmi kaldı deliler hastanesinin o yalnızlık bahçesinde…
15 Temmuz 2011 Cuma
Lal
14 Temmuz 2011 Perşembe
Özgürce Yaşa
Ömür boyu beklersin Tam o an için
Geçmiş uzakta kalmış Yarınsa yaklaşmaz
Kaybetmeye gerek yok Bulmak için
Zaman geçmek bilmez önce Sonra yıllar sayamazsın
Bir bakmışsın geçip gitmiş Hayat
Özgürlüğün zerresinde Varsa dünya çizgisinde
Kaç kez ilkbahar Kaç kez sonbahar
Kaç kez Verir hayat
Anlam değer vermezsin O gün için
Ömür boyu beklersin Mutlu olmak için
Kimse dinletemez bazen Anlatırlarken
Sonra duymak istersin Hepsi gitmişler
Git-miş-ler
Zaman geçmek bilmez önce Sonra yıllar kaçırırsın
Bir bakmışsın geri dönmüş Hayat
Özgürlüğün sesinde Varsa dünya çizgisinde
Kaç kez ilkbahar Kaç kez sonbahar
Kaç kez Verir hayat
Şebnem FERAH
13 Temmuz 2011 Çarşamba
Bu Aşk Bitmemeli...
Ama böyle düşünüp isyan etmek istemiyorum, çünkü benim gibi birine yakışmaz, bu benim bütün inancıma, düşüncelerime ters. Fakat engel olamıyorum düşüncelerime.
Hayatıma aniden habersizce girdi. Kendime çok engel oldum. Düşünüyorumda ben mi soktum hayatıma yoksa o mu girdi? Ama sanırım o girdi. Engel olamadım çok istedim ama olamadım. Allahım herşey çok karışık ki girdim bir karmaşıklığın içine çıkamıyorum bir türlü. Sudan çıkmış balık gibi çırpınıyorum ama olmuyor, olmuyor, olmuyor.
Ben şuan kendimi yaşamıyorum, başka bir beni yaşıyorum sanki. Çünkü bu ben değilim. Hatta yaşamıyorum sanki.
O varken hayat var, o varken nefes alıp yaşadığımı hissediyorum; o yokken yaşam duruyor benim için. Bunu bana yapmaya hakkı yok, Dayanamıyorum. Allahım.
Acaba burada kalmak için bişeye mi bağlanmak gerekiyo diye düşündüm, belki bir anlık boşluktan yararlanarak hayatıma girdi diye düşündüm. Ankaraya gittiğimde bunun doğru olmadığını öğrendim. Ankara'da ne evde ne de dışarda hiç bir yerde yüzüm gülmedi, çünkü attığım her adımda o vardı aklımda. Dönüş tarihimi uzattım kafamı toplayıp onu unutabilmek için. Çünkü artık mantıklı düşünemiyordum. Ama buda işe yaramadı. Yemin ediyorum ki çok çaba gösterdim çok dualar ettim. O olmayınca bende olmuyorum. Kalbime ve aklıma çoktan girmişti bile hatta çok derinlere. O nu ordan çıkarmak çok kolay olmayacak benim için. Derin izleri kalacak ama bunu yapmalıyım hatta yapmak zorundayım. O çok farklıydı. İnsanlara kendinden çok değer veren, kendinden çok düşünen, her ortamı görmüş bir insandı. O'nun ilk karakterine hayran oldum. Çünkü insanlara çok değer veriyordu, çıkarsızca hemde. Onun yanında insanlık öğrendim, iyilik yapmayı öğrendim, hatta bundan zevk almaya başladım. Ya insandı o benim için bir kere. Ama tek başına bu duygular bişey ifade etmiyor, çünkü Onun hiçbir şeyden haberi yoktu. Sevdiği insanlar için canını bile verirdi, herkese aynı yakınlıktaydı. Başta beni dost olarak gördü, herkese yaklaştığı gibi yaklaşıyordu. Bense bu güne kadar hiç bir erkeğe davranmadığım, söylemediğim şeyleri söyledim ona. Oysa hala bunları dostça görüyordu. Çünkü aklında ve kalbinde başka birisi vardı. O insanın yerinde olabilmek için inan canımı bile veririm. ANLADIM Kİ BEN ONA KÖRKÜTÜK AŞIK OLMUŞUM.
Önce dostum dedim, sonra kendimi karakterimi ona çok yakın hissettim daha sonra adını koyamadığım bir şeyler hissetmeye başladım. Sonra sevdim onu ama bu kadar aşık olacağım aklıma gelmezdi. Ama oldu.
Onun anlattıklarını dinlemekten çok zevk alıyordum. Çünkü çok farklı ortamdan gelmiş, kendini geliştirip bence mükemmel bir insan olmuş biriydi. Sevdiğinin kötü yanlarını görmez, gözü kör olur derler ya, bunda öyle olmadı. Çünkü gerçekten mükemmel bir insandı o. İçime atmak o kadar kötü birşeydi ki, dayanılmaz bir durum. Arkadaşlarımın hepsi hemen hemen tahmin ediyorlar, ama hiç biri de cesaret edipte bana söyleyemiyorlar. Benim ondan hoşlandığımı eminim ki hepsi anladı ama üzülmeyeyim diye kimse bir şey demiyor. Ankara'dan döndüğümde herşey o kadar karışmış ki, hiç ummadığım bir insan, arkamdan hançerledi beni sanki. Elim kolum bağlı kaldı. Çünkü onu çok seviyordum. Yani öyle bir girdabın içine düştüm ki çok çırpınıyorum fakat kurtulamıyorum. Gün geçtikçe daha çok eriyorum. Her şeyi denedim bu girdabın içine girmemek için, ondan uzaklaşmaya çalıştım ama aklım gözüm sürekli üzerindeyken bunu yapmak o kadar zor ki. yapamadım. Yanındayken hiç bir yere gitmek istemiyorum. zaman dursun istiyorum. Bu işin olmayacağını bile bile istiyordum. Çünkü böyle bir şey hiç bir zaman olmayacak hemde hiç bir zaman. Bense bunu bile bile kendimi tutamıyorum, kalbime söz geçiremiyorum. O kadar bunaldım ki tama diyorum bu sefer yapacağım, ona dostça yaklaşacağım. Çünkü ondan tamamen uzaklaşıp onu kaybetmek istemiyorum. O benim yarim olmasa da dostum. Onu hepten kaybetmek istemem, onun bana baktığı gözle bakayım ona diyorum, bu sefer başaracağım diyorum. AMA SONRA CANIMIN ÇOK YANDIĞINI HİSSEDİYORUM. Hemde çok. Allahım bunu yapabilecek gücü ver bana, diye hergün dua ediyorum. edicemde. Artık yaşama dönmem gerekiyor. Yaşayan bir ölü oldum çıktım. Oysa bunların farkında bile değil..."
12 Temmuz 2011 Salı
Hamuş ve Bişnev
Hamuş!.. Dedi Mevlana kendisine Hamuş!... Yani Suskun!... Sustuğu yerde açıldı kapılar, önüne serildi ışıltılı kelimeler, kalbi duygular… Hamuş!.. dedi sustu Mevlana… Sustu ve kapandı karanlıklara… Karanlıklara Şems doğdu sonra… Baktı… Gördü… Adına Aşk dedi… Candan özge candan öte olana… Yaprakta tohumu, damlada okyanusu gördü sonra…
Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Sözün bittiği yerde, noktanın konduğu yerde susmuştum bütün kelimelerimi. Anlatmak yormuştu nazenin bedenimi… Anlaşılamamak ise en çok yüreğimi. Sustuğu yerde anlaşılmaktı belli ki bütün derdi…
Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Seni anlatmayan bütün kelimeleri susmuştum. Senle başlamayan bütün cümleleri bir bir bozmuştum. Şems ol da gel karanlıklarıma doğ diye ummuştum… Umutmuşsun!.. Unutmuşum!...
Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Suskunluğum verilene rıza göstermekti… “İyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta” diye başlayan o tekerlemeye eşlik etmekti. İyi ve güzeli sana kötü ve çirkini kendisine seçmişti… Suskunluğun bedeli sadece bu seçimdi…
Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Dün’ü dünde bırakmak adına…”Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”dı. Aşk! Demiştim sonra Aşk!... Aranan bulunmuştu… Beklenen gelmişti… Aşk vardı ve ötesi çoktan unutulmuştu!...
Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Sana da Şems diyecektim belki… Kör kuyulara atılmasaydın bütün karanlığına rağmen görecektin güneşi… Kapattın gözlerini, kestin attın son yanında yeşeren düşlerini… Şems olmak kolay mıydı canı canana teslim etmeden? Kendinden geçmeden aydınlanır mıydı kör karanlıklar, açılır mıydı kilit vurulmuş kapılar…
Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Sonra “ne olursan ol yine gel” demiştim… Önce kendine sonra kendindekine. Kendini bilmekti marifet… Kendini bulmaktı meziyet… Dev aynasında değil, boy aynasında seyretmekti asıl kendini keyfiyet…
Sonra “Bişnev!” dedi Mevlana… “Dinle!..”
Sonra “Bişnev!” demiştim ben de!... Dinle!... Hamuş ol dinle!.. Kendin ol dinle!... Tövbe et dinle!... Affet dinle!...Ama dinle!... İlle de dinle!...
Sath-ı müdafaada meşruiyet aramak senin neyine!...
Dinle!.. Hataya bedel, günaha kefaret biçmek senin neyine!...
Dinle!..Yenilen hakkı hukuku arşına endazeye, kiloya, grama, grata vurmak senin neyine!...
Dinle!.. Cüceler dev, ayaklar baş olmuşsa cüceyle boy, devle güç yarışına girmek senin neyine!...
Dinle!.. Akıllar uçmuş, fikirler gitmiş, duygular yerle yeksan olmuşsa, namus, edep haya, en çok da namustan, edepten, hayadan, akıldan fikirden yoksunların eline düşmüşse konuşmak senin neyine!
Sus ve dinle!..
Hamuş ve bişnev!..
Yangın yerine bak!.. Ateşten, külden, kordan ne var elinde!.. Pervane değilsen yaklaşma sakın ateşe!… Can’ı Canan’a teslime hazır değilsen “ben Aşk’ım” deme kimseye… Aşk gelmesin seninle dile… İncinmesin ne Mecnun ne Leyla ne gül ne de diken seninle!.. Ayağıma diken batacak diyorsan düşme çöle… Ah u zar ederim diyorsan çekme gözüne sürme!.. Talipsen kara bahta kör talihe…Dinle!
“Gel, gel ne olursan ol yine gel!...” diyorsan, “Hamuş!...” ol sen de… Sonra da “Bişnev!...” de en sevilene!...
Ve semaya dursun yürekler Aşk’ın önünde…
NazeniN
Firar
Mektubum güvercin oldu vardı gizlice
Gel diyor, geç olmadan gel, geçiyor yıllar
Böyle başladı, dönülmez bu müthiş firar
Madem ki yeminimiz var, madem aşk mukadder
İşte geldim, bilmesinler yarına kadar
Bil ki artık dönüşüm yok, gitti son vapurlar
Sakla beni, bulmasınlar sabaha kadar
Belki herkesin dilinde şimdi bu firar
Belki verildi kararım, belki yoldalar
Kaçsam Bırakıp.
Senden uzak yollara gitsem
Kalbim yanıyor
İsmini her kimden işitsem
Derdinle ufuklarda sönen
Gün gibi bitsem
Kalbim yanıyor
İsmini her kimden işitsem
Mazi Kalbimde Yaradır.
Bahtım saçlarımdan karadır
Beni zaman zaman ağlatan
İşte bu hazin hatıradır
Ne göğsünde uyuttu beni
Ne bûseyle avuttu beni
Geçti ardından uzun yıllar
O kadın da unuttu beni
Sarmadımsa da belden, geçmedim bu emelden
Bir hazin maceradır onu aldılar elden
Başkasına yâr oldu, eller bahtiyâr oldu
Gönlüm hep baştan başa viran bir diyâr oldu