" Nerden başlayacağımı bilemiyorum. Buraya ilk geldiğimde hayal kırıklığına uğradım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Bildiğim bir şey vardı ki, kendimden emindim, yalnış birşey yapmam diyordum. Ama şimdi doğruyu yalnışı ayırt edemz oldum. Kafam çok karışık. Bu girdabın içinden çıkamıyorum bir türlü, çok bunaldım. En kötüsü hiç kimseye bir şey söyleyememek. Allah'ım ne olur dayanma gücü ver bana, sabır ver. Çünkü dua etmekten başka çarem yok. Kendimi o kadar aciz ve çaresiz hissediyorum ki. Artık hiç bir şeyden zevk almıyorum, herşey çok boş geliyor, hayatın bir anlamı yok sanki.
Ama böyle düşünüp isyan etmek istemiyorum, çünkü benim gibi birine yakışmaz, bu benim bütün inancıma, düşüncelerime ters. Fakat engel olamıyorum düşüncelerime.
Hayatıma aniden habersizce girdi. Kendime çok engel oldum. Düşünüyorumda ben mi soktum hayatıma yoksa o mu girdi? Ama sanırım o girdi. Engel olamadım çok istedim ama olamadım. Allahım herşey çok karışık ki girdim bir karmaşıklığın içine çıkamıyorum bir türlü. Sudan çıkmış balık gibi çırpınıyorum ama olmuyor, olmuyor, olmuyor.
Ben şuan kendimi yaşamıyorum, başka bir beni yaşıyorum sanki. Çünkü bu ben değilim. Hatta yaşamıyorum sanki.
O varken hayat var, o varken nefes alıp yaşadığımı hissediyorum; o yokken yaşam duruyor benim için. Bunu bana yapmaya hakkı yok, Dayanamıyorum. Allahım.
Acaba burada kalmak için bişeye mi bağlanmak gerekiyo diye düşündüm, belki bir anlık boşluktan yararlanarak hayatıma girdi diye düşündüm. Ankaraya gittiğimde bunun doğru olmadığını öğrendim. Ankara'da ne evde ne de dışarda hiç bir yerde yüzüm gülmedi, çünkü attığım her adımda o vardı aklımda. Dönüş tarihimi uzattım kafamı toplayıp onu unutabilmek için. Çünkü artık mantıklı düşünemiyordum. Ama buda işe yaramadı. Yemin ediyorum ki çok çaba gösterdim çok dualar ettim. O olmayınca bende olmuyorum. Kalbime ve aklıma çoktan girmişti bile hatta çok derinlere. O nu ordan çıkarmak çok kolay olmayacak benim için. Derin izleri kalacak ama bunu yapmalıyım hatta yapmak zorundayım. O çok farklıydı. İnsanlara kendinden çok değer veren, kendinden çok düşünen, her ortamı görmüş bir insandı. O'nun ilk karakterine hayran oldum. Çünkü insanlara çok değer veriyordu, çıkarsızca hemde. Onun yanında insanlık öğrendim, iyilik yapmayı öğrendim, hatta bundan zevk almaya başladım. Ya insandı o benim için bir kere. Ama tek başına bu duygular bişey ifade etmiyor, çünkü Onun hiçbir şeyden haberi yoktu. Sevdiği insanlar için canını bile verirdi, herkese aynı yakınlıktaydı. Başta beni dost olarak gördü, herkese yaklaştığı gibi yaklaşıyordu. Bense bu güne kadar hiç bir erkeğe davranmadığım, söylemediğim şeyleri söyledim ona. Oysa hala bunları dostça görüyordu. Çünkü aklında ve kalbinde başka birisi vardı. O insanın yerinde olabilmek için inan canımı bile veririm. ANLADIM Kİ BEN ONA KÖRKÜTÜK AŞIK OLMUŞUM.
Önce dostum dedim, sonra kendimi karakterimi ona çok yakın hissettim daha sonra adını koyamadığım bir şeyler hissetmeye başladım. Sonra sevdim onu ama bu kadar aşık olacağım aklıma gelmezdi. Ama oldu.
Onun anlattıklarını dinlemekten çok zevk alıyordum. Çünkü çok farklı ortamdan gelmiş, kendini geliştirip bence mükemmel bir insan olmuş biriydi. Sevdiğinin kötü yanlarını görmez, gözü kör olur derler ya, bunda öyle olmadı. Çünkü gerçekten mükemmel bir insandı o. İçime atmak o kadar kötü birşeydi ki, dayanılmaz bir durum. Arkadaşlarımın hepsi hemen hemen tahmin ediyorlar, ama hiç biri de cesaret edipte bana söyleyemiyorlar. Benim ondan hoşlandığımı eminim ki hepsi anladı ama üzülmeyeyim diye kimse bir şey demiyor. Ankara'dan döndüğümde herşey o kadar karışmış ki, hiç ummadığım bir insan, arkamdan hançerledi beni sanki. Elim kolum bağlı kaldı. Çünkü onu çok seviyordum. Yani öyle bir girdabın içine düştüm ki çok çırpınıyorum fakat kurtulamıyorum. Gün geçtikçe daha çok eriyorum. Her şeyi denedim bu girdabın içine girmemek için, ondan uzaklaşmaya çalıştım ama aklım gözüm sürekli üzerindeyken bunu yapmak o kadar zor ki. yapamadım. Yanındayken hiç bir yere gitmek istemiyorum. zaman dursun istiyorum. Bu işin olmayacağını bile bile istiyordum. Çünkü böyle bir şey hiç bir zaman olmayacak hemde hiç bir zaman. Bense bunu bile bile kendimi tutamıyorum, kalbime söz geçiremiyorum. O kadar bunaldım ki tama diyorum bu sefer yapacağım, ona dostça yaklaşacağım. Çünkü ondan tamamen uzaklaşıp onu kaybetmek istemiyorum. O benim yarim olmasa da dostum. Onu hepten kaybetmek istemem, onun bana baktığı gözle bakayım ona diyorum, bu sefer başaracağım diyorum. AMA SONRA CANIMIN ÇOK YANDIĞINI HİSSEDİYORUM. Hemde çok. Allahım bunu yapabilecek gücü ver bana, diye hergün dua ediyorum. edicemde. Artık yaşama dönmem gerekiyor. Yaşayan bir ölü oldum çıktım. Oysa bunların farkında bile değil..."
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Temmuz 2011 Çarşamba
12 Temmuz 2011 Salı
Hamuş ve Bişnev
Hamuş!.. Dedi Mevlana kendisine Hamuş!... Yani Suskun!... Sustuğu yerde açıldı kapılar, önüne serildi ışıltılı kelimeler, kalbi duygular… Hamuş!.. dedi sustu Mevlana… Sustu ve kapandı karanlıklara… Karanlıklara Şems doğdu sonra… Baktı… Gördü… Adına Aşk dedi… Candan özge candan öte olana… Yaprakta tohumu, damlada okyanusu gördü sonra…
Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Sözün bittiği yerde, noktanın konduğu yerde susmuştum bütün kelimelerimi. Anlatmak yormuştu nazenin bedenimi… Anlaşılamamak ise en çok yüreğimi. Sustuğu yerde anlaşılmaktı belli ki bütün derdi…
Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Seni anlatmayan bütün kelimeleri susmuştum. Senle başlamayan bütün cümleleri bir bir bozmuştum. Şems ol da gel karanlıklarıma doğ diye ummuştum… Umutmuşsun!.. Unutmuşum!...
Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Suskunluğum verilene rıza göstermekti… “İyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta” diye başlayan o tekerlemeye eşlik etmekti. İyi ve güzeli sana kötü ve çirkini kendisine seçmişti… Suskunluğun bedeli sadece bu seçimdi…
Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Dün’ü dünde bırakmak adına…”Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”dı. Aşk! Demiştim sonra Aşk!... Aranan bulunmuştu… Beklenen gelmişti… Aşk vardı ve ötesi çoktan unutulmuştu!...
Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Sana da Şems diyecektim belki… Kör kuyulara atılmasaydın bütün karanlığına rağmen görecektin güneşi… Kapattın gözlerini, kestin attın son yanında yeşeren düşlerini… Şems olmak kolay mıydı canı canana teslim etmeden? Kendinden geçmeden aydınlanır mıydı kör karanlıklar, açılır mıydı kilit vurulmuş kapılar…
Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Sonra “ne olursan ol yine gel” demiştim… Önce kendine sonra kendindekine. Kendini bilmekti marifet… Kendini bulmaktı meziyet… Dev aynasında değil, boy aynasında seyretmekti asıl kendini keyfiyet…
Sonra “Bişnev!” dedi Mevlana… “Dinle!..”
Sonra “Bişnev!” demiştim ben de!... Dinle!... Hamuş ol dinle!.. Kendin ol dinle!... Tövbe et dinle!... Affet dinle!...Ama dinle!... İlle de dinle!...
Sath-ı müdafaada meşruiyet aramak senin neyine!...
Dinle!.. Hataya bedel, günaha kefaret biçmek senin neyine!...
Dinle!..Yenilen hakkı hukuku arşına endazeye, kiloya, grama, grata vurmak senin neyine!...
Dinle!.. Cüceler dev, ayaklar baş olmuşsa cüceyle boy, devle güç yarışına girmek senin neyine!...
Dinle!.. Akıllar uçmuş, fikirler gitmiş, duygular yerle yeksan olmuşsa, namus, edep haya, en çok da namustan, edepten, hayadan, akıldan fikirden yoksunların eline düşmüşse konuşmak senin neyine!
Sus ve dinle!..
Hamuş ve bişnev!..
Yangın yerine bak!.. Ateşten, külden, kordan ne var elinde!.. Pervane değilsen yaklaşma sakın ateşe!… Can’ı Canan’a teslime hazır değilsen “ben Aşk’ım” deme kimseye… Aşk gelmesin seninle dile… İncinmesin ne Mecnun ne Leyla ne gül ne de diken seninle!.. Ayağıma diken batacak diyorsan düşme çöle… Ah u zar ederim diyorsan çekme gözüne sürme!.. Talipsen kara bahta kör talihe…Dinle!
“Gel, gel ne olursan ol yine gel!...” diyorsan, “Hamuş!...” ol sen de… Sonra da “Bişnev!...” de en sevilene!...
Ve semaya dursun yürekler Aşk’ın önünde…
NazeniN
11 Temmuz 2011 Pazartesi
Öyle Özledim ki Seni
Ben ki alışkın değilim sensiz uyku tutturabildiğim gecelere,
Duymadan o güzel sesini, uyku girmiyor işte bu yorgun gözlerime.
Sabah gözümü ilk açtığımda elim hemen telefona gidiyor, acaba aradı mı? Diye.
Ama her defasında senin dışında onlarca kişi görüyorum telefonuma numaralarını cevapsız diye bırakan. Öyle özledim ki, sesinin sesimdeki yankısını!
Çocuksu gülümsemene neden olan maymunluklarımı…
Beni sevme şeklini öyle özledim ki… Bu lanet dünyada her geçen gün soğuyor insan hayattan, yaşamaktan.
Çünkü hiçbir şey istediğimiz gibi gitmiyor maalesef.
Dünyanın adil olmasını bekliyoruz, hani hiç değilse bize zarar vermemesini, huzurlu olmayı…
Ama sanırım sabır taşı misali, bizi tam ortamızdan çatlatmaya niyetli. Öyle özledim ki, gözlerinin içine bakarken gözlerimden durduk yerde yaş gelmesini…
Neden ağlıyorsun derdin, deli misin sen?
Gözlerine bakınca neler gördüğümü bir bilsen,
Sen olsaydın benim yerimde,
mendil dayanmazdı gözyaşlarını silmene herhalde. Öyle özledim ki seni aradığımda sesindeki neşeyi…
Kuşum derdin, özledin mi beni derdin.
Bende belki tam anlatamam sana olan hasretimi diye
Nasıl özlediğimi, seni nasıl sevdiğimi ispatlayayım diye hep yemin ederdim. Güzel gözlüm, öyle özledim ki seni…
Yüreğim bir mecal kaldı şimdi.
Her gece yatağıma geçip çalmasını bekliyorum lanet telefonumun.
Her gece yalvarıyorum Allah ıma, bir an önce geçsin bu dertler bu sıkıntılar diye…
Ve her gece uykuyu haram ediyorum gözlerime. A kadınım, öyle özledim ki seni…
Tıraş bile olmuyorum eskisi gibi.
Batıyor sakalların git kes öyle öp beni derdin.
Öptürmezdin gül yanaklarını sinek kaydı olmadan yüzüm.
Ama geri döndüğümde de kokumu içine çekerek öyle bir öperdin ki beni, hep öyle kalalım isterdim. Sevdiğim, öyle özledim ki seni…
Sesini, nefesini, bana doğru kurduğun cümlelerin her bir kelimesini…
Şimdi bekliyorken senden gelecek tek bir seslenişi, nasıl zor bir bilsen,
Nefes alıp verdiğimde hasret ciğerlerime yakıyor, özlem saçlarımdan tutup çekiştiriyor.
Sensin onun dermanı diyor içimdeki ses her gece. Canımın taaaa içi, öyle özledim ki seni…
Her derdini alırdım üstüme, sen üzülme sen yorulma sen düşünme isterdim, ben bakarım çaresine…
Yeter ki gülsün yüzün derdim, ben meydan okurum senin için bu alemin cümlesine… Kurban olduğum, aşkların en güzeli, bir tanem, gül bakışlım, kalbimin birincisi…
Öyle özledim ki seni, sesini, nefesini…
Haydi geri dön artık ta, mutluluktan kes şu nefesimi… Ömer Köroğlu
Duymadan o güzel sesini, uyku girmiyor işte bu yorgun gözlerime.
Sabah gözümü ilk açtığımda elim hemen telefona gidiyor, acaba aradı mı? Diye.
Ama her defasında senin dışında onlarca kişi görüyorum telefonuma numaralarını cevapsız diye bırakan. Öyle özledim ki, sesinin sesimdeki yankısını!
Çocuksu gülümsemene neden olan maymunluklarımı…
Beni sevme şeklini öyle özledim ki… Bu lanet dünyada her geçen gün soğuyor insan hayattan, yaşamaktan.
Çünkü hiçbir şey istediğimiz gibi gitmiyor maalesef.
Dünyanın adil olmasını bekliyoruz, hani hiç değilse bize zarar vermemesini, huzurlu olmayı…
Ama sanırım sabır taşı misali, bizi tam ortamızdan çatlatmaya niyetli. Öyle özledim ki, gözlerinin içine bakarken gözlerimden durduk yerde yaş gelmesini…
Neden ağlıyorsun derdin, deli misin sen?
Gözlerine bakınca neler gördüğümü bir bilsen,
Sen olsaydın benim yerimde,
mendil dayanmazdı gözyaşlarını silmene herhalde. Öyle özledim ki seni aradığımda sesindeki neşeyi…
Kuşum derdin, özledin mi beni derdin.
Bende belki tam anlatamam sana olan hasretimi diye
Nasıl özlediğimi, seni nasıl sevdiğimi ispatlayayım diye hep yemin ederdim. Güzel gözlüm, öyle özledim ki seni…
Yüreğim bir mecal kaldı şimdi.
Her gece yatağıma geçip çalmasını bekliyorum lanet telefonumun.
Her gece yalvarıyorum Allah ıma, bir an önce geçsin bu dertler bu sıkıntılar diye…
Ve her gece uykuyu haram ediyorum gözlerime. A kadınım, öyle özledim ki seni…
Tıraş bile olmuyorum eskisi gibi.
Batıyor sakalların git kes öyle öp beni derdin.
Öptürmezdin gül yanaklarını sinek kaydı olmadan yüzüm.
Ama geri döndüğümde de kokumu içine çekerek öyle bir öperdin ki beni, hep öyle kalalım isterdim. Sevdiğim, öyle özledim ki seni…
Sesini, nefesini, bana doğru kurduğun cümlelerin her bir kelimesini…
Şimdi bekliyorken senden gelecek tek bir seslenişi, nasıl zor bir bilsen,
Nefes alıp verdiğimde hasret ciğerlerime yakıyor, özlem saçlarımdan tutup çekiştiriyor.
Sensin onun dermanı diyor içimdeki ses her gece. Canımın taaaa içi, öyle özledim ki seni…
Her derdini alırdım üstüme, sen üzülme sen yorulma sen düşünme isterdim, ben bakarım çaresine…
Yeter ki gülsün yüzün derdim, ben meydan okurum senin için bu alemin cümlesine… Kurban olduğum, aşkların en güzeli, bir tanem, gül bakışlım, kalbimin birincisi…
Öyle özledim ki seni, sesini, nefesini…
Haydi geri dön artık ta, mutluluktan kes şu nefesimi… Ömer Köroğlu
Aşk
Aşk; bir zamanlar kayalıklarla savaşan dalgalarken,mehtaplı sakin bir koya mı dönüşmektir ; Şimşekler çakan karanlık bir geceyken, ılık bir yaz gününe mi değiştirmektir kendini; Hırçınlığıyla yakan, yıkan, kahreden bir fırtınayken aniden durulmak mıdır? Yoksa; sana "Ol!" dendiğinde mevcudiyet bulduğun o ilk haline geri dönmek midir?
8 Temmuz 2011 Cuma
Hiç Beklentisiz Sevdiniz mi?
Yani bugün telefon etmedi demeden, şu an nerede acaba diye kendi kendinizi yemeden, yaş günümü hatırlayacak mı acaba diye bir beklenti içine girmeden... Sevdiniz mi hiç?
Onun, size ait bir mal olmadığını kabul edip, onu özgür yaşamı ile denediniz mi? Yanında ki kız arkadaşına aldırmamayı... öğrenip, ama aldırmıyormuş gibi yapmadan, gerçekten aldırmadan,- bitecekse biter, bunu ben değiştiremem, beni sevmeyi bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi -diye düşünüp.
Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan vazgeçe bildiniz mi hiç?
Hiç beklemeden çalan bir kapıda Onu karşınız da görmek ne güzeldir bilirmisiniz?
Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden..
Ve beklemeden gelen bir 'seni seviyorum 'mesajının tadına varabildiniz mi hiç?
Siz istediğiniz için değil, O istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar?
Ve beklentisiz sevmemin tadına bakabildiniz mi hiç?
Bugün beni hatırlamadı yerine..-hiç beklemiyordum , senin geleceğini -diyebilmek ne güzeldir oysa..
Onu boğmadan, kendinizi boğmadan , sevebilmek ne güzeldir.. Sahiplenme duygusundan uzak, sevmemim, sevilmemim tadına varabildiniz mi hiç?
Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sevgi sözcükleri ile kendi kendimizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize, Hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu?
Beklentisiz sevin..
Ben beklentisiz seviyorum..
Niye aranmadım diye düşünüp kendini kendinizi yiyeceğinize Hiç beklenmedik bir 'seni özledim 'mesaji ile aşk ı yakalayın..
Beklentisiz sevin.. Ben beklentisiz seviyorum..
O sizin sevgiliniz oldu için değil.. Ona tapulu malınız gibi. Cantanız, arabanız gibi davranma hakkınız olduğunu düsünmeden.
Onu sevdiğiniz,onun da sizi sevdiği için ,sevin..
Sevgiye karışan beklenti denen illeti hemen silin aşkın ak sayfalarından..
Göreceksiniz ki O zaman aşk başka bir güzel..
Göreceksiniz ki , O zaman sevgili daha bir romantik..
Göreceksiniz ki O zaman sevmek ve sevilmenin damaklarda bıraktığı tat,
Yıllanmış şarap gibi, Beklenti zehrine karışmadan bir başka döndürüyor insanın başını..
Ben beklentisiz seviyorum..
Onun nerede olduğunu merak etmiyorum..
Beni bugün neden aramadı diye geçirmiyorum içimden, aramadığı zamanlar da..
Geleceğe dair hayallerimde yok saten.. Ben sevgiyi yaşıyorum.. Onun yanımda olduğu anlar o kadar değerli ,o kadar kıymetli ki..
Gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek beklentilerle mahvetmiyoruz o anları..
Beklentisiz seviyoruz..
Sevdiğimiz için seviyoruz..
Hayalsiz,, geleceksiz, beklentisiz..
Anlık seviyoruz..
Deneyin..
Beklentisiz, sevmeyi deneyin bir gün..
Beklentilerle boğduğunuz aşklarınıza acıyacaksınız…
Çiğdem SAÇ
Onun, size ait bir mal olmadığını kabul edip, onu özgür yaşamı ile denediniz mi? Yanında ki kız arkadaşına aldırmamayı... öğrenip, ama aldırmıyormuş gibi yapmadan, gerçekten aldırmadan,- bitecekse biter, bunu ben değiştiremem, beni sevmeyi bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi -diye düşünüp.
Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan vazgeçe bildiniz mi hiç?
Hiç beklemeden çalan bir kapıda Onu karşınız da görmek ne güzeldir bilirmisiniz?
Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden..
Ve beklemeden gelen bir 'seni seviyorum 'mesajının tadına varabildiniz mi hiç?
Siz istediğiniz için değil, O istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar?
Ve beklentisiz sevmemin tadına bakabildiniz mi hiç?
Bugün beni hatırlamadı yerine..-hiç beklemiyordum , senin geleceğini -diyebilmek ne güzeldir oysa..
Onu boğmadan, kendinizi boğmadan , sevebilmek ne güzeldir.. Sahiplenme duygusundan uzak, sevmemim, sevilmemim tadına varabildiniz mi hiç?
Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sevgi sözcükleri ile kendi kendimizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize, Hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu?
Beklentisiz sevin..
Ben beklentisiz seviyorum..
Niye aranmadım diye düşünüp kendini kendinizi yiyeceğinize Hiç beklenmedik bir 'seni özledim 'mesaji ile aşk ı yakalayın..
Beklentisiz sevin.. Ben beklentisiz seviyorum..
O sizin sevgiliniz oldu için değil.. Ona tapulu malınız gibi. Cantanız, arabanız gibi davranma hakkınız olduğunu düsünmeden.
Onu sevdiğiniz,onun da sizi sevdiği için ,sevin..
Sevgiye karışan beklenti denen illeti hemen silin aşkın ak sayfalarından..
Göreceksiniz ki O zaman aşk başka bir güzel..
Göreceksiniz ki , O zaman sevgili daha bir romantik..
Göreceksiniz ki O zaman sevmek ve sevilmenin damaklarda bıraktığı tat,
Yıllanmış şarap gibi, Beklenti zehrine karışmadan bir başka döndürüyor insanın başını..
Ben beklentisiz seviyorum..
Onun nerede olduğunu merak etmiyorum..
Beni bugün neden aramadı diye geçirmiyorum içimden, aramadığı zamanlar da..
Geleceğe dair hayallerimde yok saten.. Ben sevgiyi yaşıyorum.. Onun yanımda olduğu anlar o kadar değerli ,o kadar kıymetli ki..
Gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek beklentilerle mahvetmiyoruz o anları..
Beklentisiz seviyoruz..
Sevdiğimiz için seviyoruz..
Hayalsiz,, geleceksiz, beklentisiz..
Anlık seviyoruz..
Deneyin..
Beklentisiz, sevmeyi deneyin bir gün..
Beklentilerle boğduğunuz aşklarınıza acıyacaksınız…
Çiğdem SAÇ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)